fbpx

Kökeni Antik Yunan şenliklerine dayanan Olimpiyat Oyunları’nın ilki de Eski Yunan Tanrısı Zeus için yapılan şenliklerdi. M.Ö. 776 yılında Isparta Kralı Likorgos’un tavsiyesi ile Yunanistan’da yer alan Olimpia bölgesinde düzenlenen bu şenlikler Olimpiyat Oyunları’nın ilkleri olarak kabul edilir. Düzenlenen bu şenliklerdeki oyunlar ise 192 metre uzunluğundaki koşu pistinde tam bir gün süren koşu yarışlarıydı. Zamanla bu şenliklere yeni oyunlar eklenerek süresi 5 güne kadar uzatıldı. Eklenen farklı oyunlar içinde ise cirit atma, disk atma, boks, güreş, uzun atlama ve atlı araba yarışları vardı. Bu dönemlerdeki toplumlarda ölü insanların ölümlerinden 8 yıl sonrasında ruhlarının yeniden doğduğu ve hayata döndükleri inancı vardı. Bu nedenle de düzenlenen bu şenlikler yani ilk Olimpiyat Oyunları 8 yılda bir düzenleniyordu. Belirli bir zaman sonra bu süre 4 yıl olarak düzenlendi. Olimpiyat oyunlarının başlamasının üzerinden tam 630 yıl geçtikten sonra M.Ö. 146 yılında Romalılar Yunanistan’ı işgal etti. Olimpiyat Oyunları da bu işgal üzerini Atina’da yapılmaya devam edildi. M.S. 392’de Bizans İmparatoru II. Theodosius, Olimpia bölgesinde oyunlar için yapılan tüm stadyumları yıktırarak bu bölgedeki Olimpiyat Oyunları’na son verdi. Son olarak M.S. 552-551 yıllarında yaşanan deprem ve sel felaketleri sonucunda Olimpiyat Oyunları için yapılmış tüm tesisler neredeyse yeryüzünden silindi.

Modern Olimpiyat Oyunları’nın Tarihi

1896 yılında ortaya çıkan Modern Olimpiyat Oyunları’nın merkezi eskiden de olduğu gibi Atina’ydı. Mimarının Baron Pierre de Coubertin olan Modern Olimpiyat Oyunları’nın amacı ise gençlerin dostluk içerisinde, karşılıklı anlayış ile çok daha ahlaklı ve zeki işler yaparak dünyaya barış ortamı getirebilmesiydi. Fransa’da yaşanan siyasi karışıklıklardan sonra dünyada barışı sağlamanın tek yolunun gençler olduğunu bilen Coubertin, Olimpiyat Oyunları’nı yeniden başlatabilmek için ilk olarak Atletik Spor Kulüpleri Birliği’ni kurdu. Birliğin kuruluşundan 5 yıl sonra ise, “Sporları kuvvetlendirmek ve yüceltmek, onların özerkliğini ve devamlılığını sağlamak, modern dünyamızda spor branşlarına düşen eğitici rollerini daha mükemmel bir biçimde yerine getirmelerini sağlamak üzere, cemiyet hayatı için lüzumlu olan atlet bireyinin adali faaliyetine şan ve şeref kazandırmak, toplum heyecanını yaşatmak, galeyana getirmek, ideal rekabeti canlandırmak için Olimpiyat Oyunları yeniden başlatılmalıdır” diyerek meşaleyi yeniden yaktı. Yeniden alev alan Olimpiyat Oyunları yine 4 yılda bir düzenlenecek, yapılan yarışmalarda tüm amatörlük kuralları uygulanırken yalnızca yetişkinler yer alabilecek ve her Olimpiyat Oyunu farklı bir ülkede düzenlenecekti. Böylece alınan yeni kararlar ile birlikte Modern Olimpiyat Oyunları başlamış oldu.

Türkiye’nin Olimpiyat Oyunları Tarihi

1908 yılında gönderilen özel bir davet ile Londra’da ilk kez Olimpiyat Oyunları’na katılan Türkiye ilk madalyasını 1936 yılında kazandı. 1960 yılında Roma’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları’nda ise adeta şov yaparak 7 altın ve 2 gümüş madalya kazanan Türkiye en başarılı oyun olarak da adını Olimpiyat tarihine yazdırdı. Savaş dönemleri, 1920 Anvers, 1932 Los Angeles ve 1980 Moskova Olimpiyat Oyunları haricinde tüm oyunlara katılım gösterildi. Olimpiyat Oyunları’nda Türkiye’yi gururlandıran, ülkemizi tüm dünyaya tanıtmayı başaran sporcumuz Naim Süleymanoğlu ve Halil Mutlu oldu. Öyle ki dünyanın da “Cep Herkülü” olarak tanıdığı Naim Süleymanoğlu ile birlikte Türkiye Olimpiyat Oyunları’nda resmen yeniden doğdu. Tüm dünyaya kendi ismini ve ülkemizin ismini altın harflerle kazıyan Naim Süleymanoğlu ile birlikte gençlerimizde de spora karşı daha büyük bir ilgi oluştu. Üstelik Naim Süleymanoğlu yalnızca spor aşkı yaratmakla kalmadı siyasi sorunların da çözümlenmesinde etki yarattı. Yarattığı başarılardan sonra verdiği röportajlarında konu edindiği Bulgar zulmü ile Bulgar göçmenlerin evlerine dönebildikleri bilinenler arasında… Naim Süleymanoğlu spor sayesinde önemli sorunların çözümlenebileceğini, büyük kitlelerde farkındalıklar yaratılabileceğini böylece hepimize ve tüm tüm dünyaya göstermiş oldu. Bunun dışında neler olduğunu ve ülkemize neler kazandırdığını görebilmek için “Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu” filmini izlemenizi de tavsiye ediyorum.

Neden bir film ya da dizi izleyeceğimiz zaman internette hakkında yapılan yorumlara ve verilen puanlara bakarız? Bir ürün satın alacağımız zaman ürün hakkında insanların deneyimlerine öncelik veririz, bunun sebebi nedir? Önemli olan daha önce başkaları tarafından deneyimlenmiş ve yorumlanmış olanları mı tercih etmek yoksa kendi deneyimlerimize mi öncelik vermek?
Bazı insanlar yeni çıkmış bir ürün alacağı ya da bir film/dizi izleyeceği zaman başkalarının fikirlerine ihtiyaç duyar. Bazıları verecekleri paranın karşılığını almak istediğini ve satın aldığı ürünün kötü çıkarsa boşa harcama yapmaktan korktuklarını söyler. Bazıları bir film ya da dizi izlemek istediğinde vaktinin kıymetli olduğunu bu nedenle de beğenilmeyen bir filmin ya da dizinin onun için vakit kaybı olduğunu iddia eder. Peki sizce bir ürün ya da film/dizi hakkında yapılmış yorumlar ve verilmiş puanlar bizim düşüncelerimizi ya da beklentilerimizi tam olarak karşılıyor mudur? Toplumsal onay da tam olarak burada başlıyor. İnsanlar popüler olanın her zaman en iyisi olduğuna inanıyor. Çünkü bir ürün eğer yüksek puanlar almışsa ve yorumları olumluysa o ürünün kendi beklentilerini mutlaka karşılayacağına inanıyor. Bu konunun farklı bir versiyonu da mevcut aslına bakılırsa… Bir ürüne karar verildiğinde eğer internet üzerinden satın alınacaksa satıcının puanının da yüksek olmasına dikkat ediliyor. Üstelik puanı yüksek satıcı da ürün fiyatı daha yüksekse bile bu önemsenmiyor. Aynı şekilde bir film ya da dizi izleneceği zaman puanlamanın çok önemli olduğu kanısı var. Bu sebepten sanatsal filmler ve diziler ve asıl komedi dizileri ve filmleri genellikle puan olarak düşük kalıyor ya da az bir kitle tarafından izleniyor. Peki sizce bu yaklaşım ne kadar doğru?

Kendi Tecrübemizi Edinmeliyiz!

Tecrübe, bir şeyleri deneyimleyerek elde edilir. Başkalarının tecrübeleri bize fikir verebilir tabii. Ancak yalnızca başkalarının deneyimleri ile hareket etmek bizi kendi benliğimizden uzaklaştırır. Her ne kadar günümüz dünyası hıza dayalı da olsa bazen kendi tecrübelerimize vakit ayırmamız bize daha farklı fikirler ve daha geniş bir bakış açısı sunabilir. Hayatımızı yaşarken ömrün kısa olduğunu bu nedenle de verimli geçirmemiz gerektiğine inanırız. Hayatımızı verimli geçirmek içinse neredeyse her zaman deneyimlenmiş ürün ve hizmetlere yöneliriz. Bu durumda kendimize ait bir deneyimimiz oluşmaz. Ayrıca daha önce hakkında çok fazla konuşulmamış bir şeyde sessiz sedasız silinir gider. Popüler kültürün de etkisi ile toplumsal onay hepimiz için oldukça önemli bir konuma geldi. Ama burada unuttuğumuz mesele, kendimiz için bir tecrübe edinmiyor olmamız ve başkalarının deneyimlerini yaşıyor olmamız. Genellikle herkes kendi hisleri, hobileri, zevkleri ve düşüncelerine göre yaşadığına inanır ve bunu savunur. Onaylanmış, değerlendirilmiş olan ürün ve hizmetleri tercih ederken ne kadar kendi hislerimize, hobilerimize, zevklerimize ve düşüncelerimize göre yaşıyor olabiliriz ki? Üstelik onay ile hareket edilirken verilen emekler hiçe sayılarak sessiz sedasız yok olan birçok şey var. Şöyle bir düşünüyorum da her şeyi ilk çıktığında henüz kimse deneyimlememişken korkmadan, çekinmeden cesaretle deneyen insanlar var. Onay beklemeyen ve yalnızca kendi isteklerine göre yaşayan insanlar… Her zaman toplumdan onay almış olanı değil bazen de onay veren taraf olmayı tercih etmeliyiz.